<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d9035958\x26blogName\x3dGece\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dSILVER\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttp://sebnem.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr_TR\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttp://sebnem.blogspot.com/\x26vt\x3d7150541123767499435', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script> Gece Logo Ana Sayfa Profil

Pazar, Ocak 28, 2007

Arda Bey

Efendim Arda beyin henüz bu sabah ki pozu:

Etiketler:

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Önce - Sonra


Efendim, yukarda görmüş olduğunuz resim bir "önce/sonra fotoğrafı". Resim bana ait değil tabi, ama ölçü olarak bana tam oturan birini buldum sanırım. Bu arada internetin de dibini buldum o ayrı.

Resme iki bakış açısı ile bakabiliriz.

Karamsar bakış:
1. Önce : sağdaki, yani zayıf olan. 06.12.2003 tarihindeki halim
2. Sonra: Soldaki, yani şişman olan. Gün itibari ile halim

İyimser bakış:
1. Önce : Soldaki, yani şişman olan. Gün itibari ile halim
2. Sonra: Sağdaki, diyetisyenime göre 4- 4,5 a sonra ulaşacağım zayıf halim...

3 sene öncesine göre 22 kilo almışım. E artık vermek gerek değil mi? Yarın kan tahlillerim yapılıyor, muhtemelen sonraki gün de rejim başlıyor :) Fillikten filintalığa geçiş sürecimi bu işe ayrılmış yerimizden izleyebilirsiniz efem...

Etiketler:

Pazartesi, Ocak 15, 2007

Evlendin mi?

Seneler seneler evvel... Lise yeni bitmiş sayılır, üniversitedeyiz. Aylardır görüşülmeyen bir lise arkadaşı ile karşılaşılır... Bir iki naber nasılsından sonra muhabbet tıkanır. Zira taraflar birbirlerinin üniversiteye girip giremediğini bilmedikleri için soramazlar birbirlerine “nerdesin sen şimdi, üniversite falan?” Birden bire de söylenmez “ben de işte Hacettepe İşletmedeyim şimdi”. Ya kazanamadıysa ayıp olmasın şimdi çocuğa... Ama muhabbetin bu kısmını geçtikten sonrası çok rahattır, burdan bi dolu ayaküstü sohbet malzemesi çıkar zira.

Aynı şey üniversiteden mezun olduktan sonraki ilk yıllarda da vardır. Eee sen neler yapıyorsun diye sorulur. Bu aslında “işe girdin mi merak ediyorum” demektir. Dimdirekt sorulmaz ki adama işe girebildin mi diye...

Geçen günlerde bir arkadaşla karşılaştım üniversiteden. Giriş cümlelerinden sonra tıkandı muhabbet, zira tıpkı lise sonrasında olduğu, tıpkı üniversite sonrasında olduğu gibi ikimizinde aklında tek soru var, ama ayıp olacak diye soramıyoruz.

- Eee sen neler neler yapıyorsun? (Evlendin mi?)
- Hiç işte ya, ev –iş falan.. (Nerdeeee....)
- Hala aynı yerdemi oturuyorsun (Hadi ya, annenin yanındasın yani hala)
- Evet aynı yerdeyiz, ama ev bakıyorum bi yandan (uzun sürmeyecek merak etme)
- Hayırdır (al işte, dayanamadım soruyorum, var herhalde söz nişan?)
- Kısmetse evlenecem yakında. Senden naber peki, yok mu bişey? (Hehe sınavlarda da hep geçerdim seni, yine bastım sana di mi?...)
- Aaaa hayırlı olsuuun. Ben de yok ya, rahatım ben böyle, hiç istemiyorum evlenmek. (çatladım kıskançlıktan)

Bunları yazarken aklıma geldi, 1 hafta önce de bi erkek arkadaşımla karşılaşmıştım üniversitededen. Onunla olan konuşmayı da yazayım istedim.
- Naber kız, evlenmedin di mi?
- Yok be Erol’um nerdeeee, almıyor kimse beni
- Kızım var ya, en güzeli, ben evlendim de ne oldu...

Pazar, Ocak 14, 2007

Edirne 2

Aytülcüm laf etti, ne arşiv fotosu kullanıyorsun, her gidişinde aynı foto dedi. Ben de sizler için yeni bi koleksiyon hazırladım :

Etiketler: ,

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Gece'nin

... dönüp dolaşıp geleceği yer ciğerci dükkanıymış. Yine Edirne'deyim. Buraya gelir gelmez ciğerciye attım da kendimi.

3 gün daha buradayım, keyifliyim, neşeliyim... (tahtaya vurma efekti yazacaktım buraya beceremedim, siz yine de gözünüzün önüne getirin)


Edit: Bu arada dün toplantı yaptığımız rektörlük binasının da resmini ekleyeyim dedim.

Cuma, Ocak 05, 2007

Dilemma-ı Ajanda

Rahmetli dedem, ona gelen milyonlarca eşantiyon ajandayı daha ortaokuldan itibaren bize vermeye başlamıştı. Sorun şu ki, ortaokuldasın, ne kadar ihtiyacın olabilir ki ajandaya. Her sene başında bende de, ablamda da bu sıkıntı. Şimdi ben bu defteri ne yapayım?

Günlük yapayım dersin, olmaz! cicili bicili günlükler var, üstelik kenarı kilitli. Bu ajanda günlük olursa özel yaşamımı akşamları ablamdan ya da annemden dinleyebilirim. Okul defteri desen, o da olmaz. Zira o dönemki moda, delikli kağıtlara yazıp onları klasörlemek. Daha yeni bitmiş Meteksan defteri, harita metod devri... E ne olcak bu defter?

Ne yazacağım stresinden bunalıp “masraflarımı yazayım bari” dediğimi de hatırlıyorum. Hayır, o zaman aldığım harçlık, şimdi aldığım maaşın yanında servetti ama yine de, ne alacaksın da ne harcayacaksın. Kantinden bi kaşarlı tost, 125 lira. Öğlen bi hamburger, 175 lira. Bitti gitti, bu kadar...

Lisede biraz daha kolaylaştı iş. Okulda kilitli dolaplar ve benim deli gibi aşık olma potansiyelim vardı. Aşık mı oldum, çat aldım dolaptan o seneki ajandayı, yazdım şiirleri... Bi sarı kaplı ajandam var, hala durur evde. Defter niyetine kullanıldı o dönem o ajandalar... E tabi insan her gün bi şiir yazacam diye sınırlayamıyor kendini, sanat bu...

Bi tane siyah kaplı ajandam vardı, onu da Beşiktaşa yakıştırdım, Pazar günlerine maç sonuçlarını, kadroyu vs yazdım. Ama diğer günler boş tabi... O da manasız bir çalışmaydı...

O zamanların alışkanlığı, her sene üşenmeden ajanda alırım kendime. Bir de özenli alırım ki hiç sormayın. Bu büyük, bunun her sayfasından birden çok gün var, sayfa kalitesi iyi değil, devlet memuru ajandasına benziyor, kapağında kedi resmi var, bu emekli sandığından eşantiyon gelmiş gibi... Bir türlü beğenemem... Özenle zar zor alırım ama...

Önümde laptop, cebimde telefon, toplantılar için ayrı bir defter, yapacak işlerimi yazmak üzere bambaşka bir defter... Söylesenize ben ne yapacağım bu seneki ajandayı??


eXTReMe Tracker