<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d9035958\x26blogName\x3dGece\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dSILVER\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttp://sebnem.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr_TR\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttp://sebnem.blogspot.com/\x26vt\x3d7150541123767499435', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script> Gece Logo Ana Sayfa Profil

Perşembe, Haziran 23, 2005

Alerji

Dün sinema akşamı olacaktı: önce bir yemek, arkasından kahve ve nihai olarak sinema..

Rejimdeyim ben kardeşim, özenle seçtim yiyeceğim yemeği:"Ben bir ton balıklı salata alayım, yağsız ve sossuz olsun lütfen..."

Üzerine bir de kremasız, şurupsuz, şekersiz bir Starbucks kahvesi... Nasıl keyifliyim. Birden bir gümbürdeme. Bakınıyorum ne oluyor diye. Meğer benim içimden geliyormuş o ses. Ben kalp seslerimi vücudumun her yerinde duyuyormuşum. Özellikle sırtımda. Sanki biri geçmiş arkama sırtımda bateri solo atıyor. Başlıyor bir baş ağrısı. Elimden kahve bardağını bırakmadan (malum pek kıymetli o, selam olsun tüm anti-starbucksçılara) sırtımda baterist kafamda bir sepet dışarıya hava almaya çıkıyorum. Kızarmışım ben meğerse. Kollar, omuzlar, yüzüm, boynum... Karşıda Bayındır Hastanesi, benim elimde kahve bardağı, kararsızlık...

Gidiyorum hastaneye. Bu sefer bıraktım artık bardağı, ayıp olmasın diye. Zaten pek acillik durumum yok, öyle insan yürüye yürüye acile mi gider? Giriyorum içeri,"Hoşgeldiniz" diyor, bankodaki görevli. Bir an boş bakıyorum kadına, ya biz abarttık herhalde diyorum içimden. Ağzımdan "Canım acıyor" dökülüyor. "Tamam" diyor kadın, "sigorta kartınızı alayım". Yok diyorum ya, tamam ben abartıyorum, hasta değilim, bak banko görevlisi bile bir bakışta anladı. Şimdi doktor kesin gelip dalga geçecek, onu da geçtim, kesin kızacak, "İnsan kızarınca acil servise mi gelir kardeşim".

Neyse yatırıyorlar beni bir yatağa. Hemşire geliyor. Normal bir hemşire düşünün, onun önüne bir kalp krizi vakası getirin, telaş durumunu düşünün. Benim hemşire o hemşireden daha telaşlı. O telaş yaptıkça, ben onu rahatlatmaya çalışıyorum. Serum için damara giremiyor, "Boşverin ya, damar bende çok, hem ben kastım da ondan olmadı" falan diyorum, o hala "Ay ya peak yapti, eyvahlar olsun, ne yapacaz şimdi falan diyor". Gözlerim korkuyla kadının gözleri ile buluşuyor. Kadın benden daha feci kormuş. Kadının yarattığı stresi düşünürken birden aklıma geliyor, ulan bu serum kalorili bişey mi ki?

Neyse belli oluyor benim durumum, yediğim ton balığı bir anda alerji yapmış. Hep yediğim salata, hep yediğim yer. Doktor olur öyle diyor. Bu arada benim yanımdaki yatakta yatan bir bayan var. Benden 10 dakika önce gelmiş, aynı yerde aynı salatayı yemişiz. Biz kesin zehirlendik diyoruz. Doktor geliyor, bir fırça kayıyor bize, "yahu kaç sene tıp okudum, alerji bu, daha sizin salatalar midenize gitmedi." Tesadüf...

Çıkarken doktor konuşuyor benimle : "Vücudunuz hassaslaştı, bir iki gün değişik bir şeyler yemeğin"

Atlatıyoruz badireyi. İşe geliyorum. Bugünün yemeği neymiş diye bakıyorum listeye: "Roman çorba, meksika köfte!"


eXTReMe Tracker